Just another WordPress.com site

Archive for Eylül, 2012

Sen mutlu ol yeter

“Economics after the crisis“Adair Turner’ın 2010’da London School of Economics’te verdiği 3 konferansın metinini bir araya getiren bir çalışma.

Burada da Project Syndicate’ten, Robert Skidelsky’nin kitabı konu alan “İktisadi büyüme sizi mutlu eder mi?” başlıklı yazısı var. Etmezse, ne eder?

Image

Reklamlar

İktisat ne işe yarar?

İktisat ne işe yarar, dahası nasıl öğretilmelidir?

İktisattaki değişimin iktisadı öğretme biçimimizden başlaması gerektiğini öne süren bu yazı, Bank of England’ın bu konuyla ilgili düzenlediği konferansta belirtilen görüşleri bir araya getiriyor. Akademiyadan ziyade finans sektöründen katılımcıların görüşleri ilginç

İktisat nereye gidiyor?

Krizden beri bir türlü belini doğrultamayan iktisat biliminin nereye gittiğini 5 genç iktisatçıya sormuşlar.

Burada da yeni bir iktisat ve iktisat eğitimi üzerine düşünen genç akademisyenlerin oluşturduğu Institute for New Economic Thinking’in web sayfası var.

İktisatta yöntem.

Anaakım iktisadın iddiasının aksine yöntem asla sadece yöntem değildir. Hangi soruya hangi yoldan cevap aradığınızın, kuramsal çerçevede kendiniz nerede konumlandırdığınızdan bağımsız olduğunu önermenin tuhaflığı finansal krizle daha da görünür oldu. Sheila Dow burada bu konuyu belirsizlik ve ussallık kavramlarından yola çıkarak ele alıyor.

Paranın arkeolojisi

Döviz kuru, avronun krizi derken perpektifi genişletecek harika bir podcast: L’argent de la vieille et l’archéologie de la monnaie. France culture’den.

Nanterre’den iki hoca paranın arkeolojisini anlatıyor. İnsanlık tarihinde paranın ve para sistemlerinin kullanımının yerini hatırlamak için…

IMF Podcast’leri

Kemal Derviş’i, tantımaya gerek yok herhalde. IMF podcast’lerinin en sonuncusunda Derviş, son makalesini anlatıyor ve küresel ekonomide bugün öne çıkan olguları yorumluyor. “Yakınsama” diyor, “yakalama” diyor, “karşılıklı bağımlılık” diyor. Ne demişti Wittgenstein? “Dilimin Sınırları, dünyamın sınırlarını imler”.

Altında diğer podcast’leri de bulabilirsiniz.

Darfur’un balı, Karadeniz’in çayı…

Belli bir tür kalkınma yazınının sevdiği türden bir anlatı: Güney Sudan’da, dünyanın en karışık yerlerinden Darfur’da binlerce ailenin hayatı, kovan hibe edilmesi ve çeyreyle uyumlu arıcılık eğitimi verilmesini de kapsayan görece düşük maliyetli bir projeyle değişiyor…

Karadeniz’de çay üretiminin tarihini hatırlayalım mı bu vesileyle? Bolşevik devriminin ardından sınır kapıları kapanması Karadeniz bölgesini ekonomik yönden çok kötü etkiler. Genç Türkiye Cumhuriyeti (önüne kalkınmacı, modernist gibi nitelemeleri olumlu ya da olumsuz anlamlarıyla istediğiniz gibi ekleyebilirsiniz) çözümü bölgede çay üretimini teşvik etmekte bulur. 1924 yılında TBMM’de çay yasası çıkar, Batum’dan gelen emanet tohumlarla Rize’de ilk fidanlık kurulur. Sonraki 10 yıl içinde bölgedeki üreticilere 450 bin fidan dağıtılır ama mısır üretimi Demokrat Parti iktidarına kadar yine de çay üretimine tercih edilir. Demokrat Partinin destekleme politikalarıyla birlikte Karadeniz Türkiye’nin endüstriyel çay üretiminin merkezi olur.

Bugüne gelirsek, burada geçtiğimiz Mayıs ayında çay üreticilerinin açıklanan yaş çay fiyatlarını protesto etmek için Karadeniz Sahil Yolununu ulaşıma kapatmasının haberi var.

Darfur’da bal, Karadeniz’de çay, Hindistan’da 60’ların 70’lerin yeşil devrimi, vs, vs… Bu türden örnekler, müdahaleci kalkınmacılık tartışmalarında taraflar arasında gider, gelir, gider, gelir…

Etiket Bulutu